4 Aralık 2018 Salı günü Rektörlük DESEM Bordo Salonda saat: 13.30- 15.30 arasında gerçekleştireceğimiz söyleşimize tüm öğrencilerimiz davetlidir.

4 Aralık 2018 Salı günü Rektörlük DESEM Bordo Salonda saat: 13.30- 15.30 arasında gerçekleştireceğimiz söyleşimize tüm öğrencilerimiz davetlidir.


Sergimiz 10-13 Nisan 2018 tarihlerinde Dokuz çeşmeler Kampüsümüz içerisinde yer alan Uzaktan Eğitim ve Araştırma Uygulama Merkezimiz’de (DEÜZEM) tüm Dokuz Eylüllü’lere açıktır.
10 Nisan 2018 salı günü saat:13.00-18.00 arasında Yaşar Üniversitesi rektörlük Konferans Salonunda gerçekleştirilecek panelin oturum başkanlığını Selim Yaşar (Yaşar Holding Yönetim Kurulu Bşk) gerçekleştirecektir. Panelister: Dr. Ümit Aktaş- Dr. Cem Kınacı- Dr. Deniz Şimşek- Doç. Dr. Aslı Uçar. 
DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU (DEHB)
Yaklaşık elli yıl öncesinden başlayarak, hekimlerin, psikologların ve eğitimcilerin giderek artan bir şekilde dikkatlerinin yoğunlaştığı, her uzman grubunun kendi konuları açısından yaklaştığı, ülkemizde özellikle son on yıl içerisinde önem kazanan, sıklıkla gündeme gelen dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, çocuğun yaşı ve gelişim düzeyine uygun olmayan, dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve isteklerini erteleyememe ile kendini gösteren bir psikiyatrik bozukluktur.
DEHB’ nin üç temel belirtisi vardır.
Dikkat Eksikliği,
Aşırı Hareketlilik,
Dürtüsellik
Bir kişide Dikkat Eksikliği – Hiperaktivite Bozukluğu’ nun varlığından söz edebilmek için, bu belirtilerin; 7 yaştan önce başlamış olması,kalıcı ve sürekli olması, birden fazla ortamda görülmesi (hem ev hem okul) gerekmektedir.
DİKKAT EKSİKLİĞİ:
Dikkat süresinin ve yoğunluğunun kişinin yaşına göre olması gerekenden az olmasıdır.
Dikkatinin belirli bir noktaya toplanamaması ve kısaca dağılması
Dağınıklık
Unutkanlık
Eşyaları kaybetme
Dikkatsizce hatalar yapma gibi belirtilerle kendini gösterir.
Temel Sorun: Kişinin belirli bir şeyle ilgilenirken, o sırada içinde gelen başka bir şey yapma isteğine engel olamamasıdır.
– DEHB olan kişiler ilgilerini normal bireylere göre çok daha hızlı bir biçimde kaybeder, çabuk sıkılırlar ve hemen daha ilgi çekici bir şeyin arayışına girerler.
– DEHB olan bireylerin dikkat becerileri yaşıtlarının dikkat süresi ve yoğunluğundan daha azdır. Örneğin; DEHB olan 10 yaşındaki bir çocuğun dikkat süresi ve yoğunluğu, 7 yaşındaki bir çocuğun dikkat süresi ve yoğunluğu kadardır.
2) AŞIRI HAREKETLİLİK: Bireyin yaşına ve gelişim düzeyine uygun olmayacak biçimde hareketli olmasıdır.
– Uzun süreli yerinde oturamama,
– Çoğu zaman hareket halinde olma,
– Çok konuşma gibi belirtilerle kendini gösterir.
3) DÜRTÜSELLİK: Bireyin davranışlarının kontrolünde sorun yaşanmasıdır.
– Acelecilik, isteklerini erteleyememe, söz kesme, düşündüğünü hemen yapma, aklına geleni söyleme, sırasını beklemede güçlük çekme gibi belirtilerle kendini gösterir.
Temel Nedeni: Kişinin bir şey yapmadan önce düşünmesi gereken süre boyunca durmalarını sağlayan sistemin iyi çalışmamasıdır.
DEHB’ NA EŞLİK EDEN BELİRTİLER
– Dağınıklık, düzensizlik ( Bir işe kendini yeterince verememek, planlı- düzenli olamamak)
– Zamanı iyi kullanamamak (her yere geç kalma, sınavları zamanında bitirememe)
– Dalgınlık, hayal kurmak (Kendilerine sıkıcı gelen ortamlarda, ya da ilgilerini çekmeyen bir işi yaparken dalgın, yarı uykuda gibi olabilirler)
– Koordinasyon güçlükleri (Motor becerilerde sorunlar olabilir. En sık görülen ince motor beceri sorunu el yazısına ilişkin sorundur. Kalem tutmada, yürümede, koşmada sorunlar vardır.)
– Bellek sorunları:
Temel Sorun: Söylenen şeyin o sırada dikkat alanına girmediği için öğrenilmemesidir; unutkanlık, özellikle çocuklardan bir şey yapmalarını istendiğinde, dikkatleri dağınıkken bir şey anlatıldığında ya da birkaç komut bir arada söylendiğinde yaşanır.
– Uyku sorunları:
– Sosyal ilişki sorunları: Bu çocuklar sosyal ipuçlarını yanlış değerlendirdikleri, yapacakları şeyin sonucunu düşünmeden yaptıkları, söyleyecekleri şeyin karşısındakini nasıl etkileyeceğini düşünmeden söyledikleri için sorunlar yaşarlar.
– Özgüven ve özsaygının azalması: Okul başarısızlıkları, aile arkadaş ilişkilerinin iyi olmaması, sürekli uyarılmaları, eleştirilmeleri, olumsuz geri bildirimler sonucu kendilerine güven ve saygıları zedelenir.
– Saldırgan davranışlar: Temel belirtilerden birisi değildir. Tam tersine sıcakkanlı, sevecen kişilerdir. Fakat dürtüsellikleri sonucu öfke kontrolünde sorun yaşayıp, bazen çevrelerine zarar verebilirler.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, sadece çocukluk yıllarında görülebilen yaş ilerledikçe azalan ve kendiliğinden düzelen bir bozukluk değildir. Bu bozukluğu olanların % 80’nin ergenlik döneminde de bu bozukluğun belirtilerini göstermeye devam ettikleri görülmüştür. Bu çocukların %35- 65 bölümünün de erişkinlikte bozukluğun belirtilerini taşıdıkları belirlenmiştir. Bu bozuklukta; hareketlilik çoğunlukla ilk 10 yıl içerisinde sorun yaratırken yaş ilerledikçe azalabilmektedir. Ancak dikkat sorunu; okula başlamadan önce fark edilmeyip önemsiz görülse de, çocuğun okul yaşamına başladığı zamandan itibaren sorun yaratmaktadır. Bunun yanı sıra sosyal ve duygusal alanlardaki zorluklar, ilk çocukluk çağından itibaren değişik sorunlara yol açmakta ve yetişkinlik çağında daha da etkili olmaktadır. Tedavi edilmediğinde, yetişkinlik yıllarında alkol ve madde bağımlılığı, anti sosyal kişilik, depresyon, anksiyete gibi pek çok psikiyatrik bozukluklara, ciddi eğitim sorunlarına, davranış sorunlarına yol açabilmektedir. Kısacası DEHB, basit, gelip geçici bir yaramazlık veya dikkat dağınıklı olarak değerlendirilmemelidir.
DEHB erken çocukluk döneminde başlayıp yaşam boyu devam eden bir bozukluktur.
DEHB’ NİN DEĞİŞİK DÖNEMLERDEKİ BELİRTİLERİ
Bebeklik döneminde görülen belirtiler;
Okul öncesi dönemde görülen belirtiler;
Evde,
Anaokulunda;
İlkokul döneminde görülen belirtiler;
Ergenlik döneminde görülen belirtiler;
GÖRÜLME SIKLIĞI
Nedenleri;
Nedeni kesin olarak bilinmiyor. Sorumlu olduğu düşünülen bazı etkenler var.
oranı normal çocuklara oranla 2-8 kat fazla, kardeşlerde 2-3 kat daha fazla) genetik çalışmalara göre sorumlu olduğu düşünülen bazı genler var. (DrD4, DrD2)
– Doğum öncesi ( gebelikte alkol, sigara, ilaç kullanma)
– Doğum sırasında (erken doğum, komplikasyonlar)
– Doğum sonrası ( hastalıklar, kurşun gibi maddelere maruz kalma)
Tanılama;
Ülkemizde DEHB olan çocukların tıbbi tanısı, çocuk- ergen ruh sağlığı ve hastalıkları kliniğinde
konulmakta ve bu tanıya göre de, rehberlik ve araştırma merkezi müdürlüklerinin, özel eğitim bölümünde değerlendirilerek eğitsel olarak tanılanmaktadır. DEHB olan çocuklar alınan eğitsel tanılama ve yöneltme kararı sonucunda, gerek görülmesi durumunda kaynaştırma eğitimine tabi tutulmaktadır.
Tüm psikiyatrik bozukluklarda olduğu gibi erken tanı çok önemlidir. Okul öncesinde çocuğun aşırı hareketliliği yaramazlıkla, dürtüselliği sabırsız olmasıyla açıklanıp geçilmemektedir. Fakat asıl sorun çocuk okula başladığında kendini gösterir. Öğretmenlerince, arkadaşlarınca tembel, ilgisiz, sakar diye nitelendirilen, sürekli dışlanan, eleştirilen bu çocuklarda düşük benlik algısı sonucu, huzursuzluk ve kaygı belirtilerinde artma gösterir. Okul ve derslere karşı oluşan tepki nedeniyle okulu reddetme ve okul korkusu, okul başarısızlığı gibi sorunlar sık olarak görülür. Bu sorunların aşılmasında en önemli nokta, okuldaki rehberlik uzmanlarının ve öğretmenlerin bu çocukların özellikleri, bilişsel gelişimleri ve okul başarıları hakkında bilgilendirilmesidir.
Tedavi ve eğitim;
DEHB, genellikle başa çıkılabilen bir durumdur. Tedavi için altın dönem okul öncesi ve okul çağının ilk yıllarıdır.
İlaç tedavisi; en fazla kullanılan ilaçlar, stimulan denilen ilaç grubudur. Bu ilaçların, %50-95 oranında, 6-12 yaş DEHB tanılı çocuklarda akademik başarıyı arttırma, davranış sorunları ve sosyal ilişkileri düzeltmede başarılı olduğu araştırmalarda kanıtlanmıştır.
İlaçlar, davranış kontrolünden sorumlu olan sistemlerin çalışması için gerekli olan kimyasal maddelerin beyindeki miktarlarını düzenler. İlaçlarla dikkat süresi- yoğunluğu artan, davranış kontrolü sağlanır.
İlaçlar, çocuk psikiyatrilerinin kontrolünde kullanılır.
Özel Eğitim Programı;
DEHB olan çocuklarda erken tanı çok önemlidir. Bozukluk ne kadar erken tanılırsa eğitimden yararlanma o denli etkili olur.
Okul öncesi çocuklar grup çalışmalarıyla sırasını bekleme, yönergeleri izleme, karşısındakini dinleme, ilişki kurma, oyun kurallarına uyma gibi becerileri kazanabilirler. İlköğretime başlanıldığında pek çok sorun çözümlenmiş olur. Okul döneminde, DEHB tanısı olan çocuklar, akademik destek programı oluşturularak bireysel eğitime alınırlar. Rahat, stressiz bir ortamda, başarının ölçüleceği kaygısı yaşamadan, öğrenmenin oluşması için gerekli olan dikkat, algı ve organizasyon gibi yetenekleri geliştirmeye yönelik çalışmalar uzman kişilerce yapılır. Okul başarısızlığına yol açabilen, düşük benlik algısı geliştiren çocuklara teropatik yaklaşımlar kendine güven duygusu kazandırır. Özel öğrenme bozukluğu görülen DEHB olan çocuklarla özel geliştirilen materyaller ve programlar uygulanarak bu sorun aşılır.
DEHB tanısı olan çocukların özel eğitimlerinde uzman kişiler, çocukların ailesi, okul rehberlik öğretmeni, sınıf öğretmeni ve tanı koyan çocuk psikiyatristleriyle gerekli eşgüdümü sağlayarak tedavide önemli rol oynarlar.
Kaynaklar;
1) Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu; Uzm. Dr. Eyüp S.ERCAN, Prof. Dr. Cahide AYDIN, Gendaş yay. 1999 İst.
2) XI. Ulusal Psikoloji Kongresi, Candan ERTUBEY 23.09.2000
3) Nöropsikiyatri Dergisi cilt 30 sayı 1
4) Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu; Dr. Özlem SÜRÜCÜ, Prof. Dr. Ferhunde ÖKTEM
5) www.yankı yazgan.com pediatri toplantısı, Lefkoşa 2007-05-30
6) 3-18 yaş grubundaki DEHB olan çocukların eğitimleri projesi Pedegog Ümran KORKMAZER

Otizm Nedir?
Otizm, sosyal ve iletişim becerilerinin oluşmasını etkileyen bir gelişim bozukluğudur. Otizm genellikle yaşamın ilk 2 yılında ortaya çıkar. Otistik çocuklar genelde öğrenme zorluğu çekerler. Otistik çocukların büyük bir kısmında farklı seviyelerde zeka geriliği görülse de, zeka seviyeleri normal otistik çocuklar da vardır. Ancak genel zeka seviyeleri ne olursa olsun, Otistik çocuklar çevrelerindeki dünyayı algılamakta ortak bir zorluk çekerler
Bir annenin doğum sonrası çocuğunun (tüm özür grupları dahil olmak üzere) özürlü olma oranı %2dir; Otistik olması oranı ise %0.5’tir (eskiden bu oran 4/10.000 olarak değerlendirilirdi). Bir otistik çocuktan sonra, ikinci çocukta otizmin ortaya çıkması riski %3 dür. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklarından 4 kat daha fazla görünmektedir Her çocuktaki otistik belirtiler ve bunların seviyesi farklılık gösterebilir, bu nedenle otizmin seviyelerini kategorize etmek güçtür. Ayrıca, Asperger Sendromu ve Rett Sendromu olarak bilinen otizm formları da bulunmaktadır.
Otizmin Belirtileri Nelerdir?
Otistiklerde, etkilenme dereceleri değişse de, aşağıdaki ortak belirtiler görülür;
Sosyal ilişkilerde güçlük Konuşma güçlüğü
Sessiz iletişimde zorlanma
Oyun oynama ve hayal gücünü kullanmada zorlanma
Değişikliklere karşı tepki ve direnç gösterme
Otizmin tipik özellikleri
Otistik Bir Çocuk,
Başkalarına karşı ilgisizdir.
Göz temasından kaçınır.
Başkaları ile kendiliİinden iletişim kurmaz.
İsteklerini bir yetişkinin ellerini kullanarak belirtir.
Diğer çocuklarla oynamaz.
Sürekli bir konu üzerinde konuşur. Sebepsiz şekilde ağlar, güler ve sebepsiz davranışlarda bulunur.
Anlamsız sözleri üst üste tekrarlar.
Nesneleri tutup sürekli döndürmekten hoşlanır. Değişikliklerden hoşlanmaz.
Yaratıcılık gerektiren oyunları oynayamaz.
Bazıları yaratıcılık gerektirmeyen bazı işleri oldukça hızlı ve iyi yapar.
|
Çalıştay Sonuç Raporları
Engelsiz Üniversite Çalıştayı Sonuç Raporu Bu çalıştay “Üniversitelerde Engellilere Yönelik Ayrımcılığın Araştırılması veAyrımcılığa Karşı Kurum Kültürü Oluşturma Çalışmalarının Etkililiğinin Değerlendirilmesi” Projesi kapsamında düzenlenmiştir. |
Proje Hakkında Detay Bilgi
Ayrımcılık, bir grup insanın dil, din, cinsiyet ya da bedensel farklılıklarından dolayı diğer insanlarla eşit koşullar altında temel hak ve özgürlüklerini kullanmasını veya bunlardan yararlanmasını engelleyen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlama olarak tanımlanmaktadır (BM, 2008). Günümüzde engellilerin, ayrımcılık riskiyle karşılaşan en önemli toplumsal gruplar arasında olduğu kabul edilerek, engellilere yönelik ayrımcılığın önlenmesi hedefi, gerek kuramsal, gerekse uluslararası ve ulusal kurumlar düzeyinde öncelikli sosyal politika hedeflerinden biri haline gelmiştir.Türkiye de de engellilerin toplumsal yasama katılımını sağlamak için iyileştirme çalışmaları olmakla birlikte, ayrımcı tutumları değiştirmek amacıyla çalışmalar yapılması önerilmektedir. Bu çalışmalar; a-eğitim kurumlarındaki personeli, engelli olmayan çocukları ve ailelerini engel grupları hakkında bilgilendirmek, engelli çocuklar ve aileleriyle etkileşim fırsatlarını arttırmak, b- etkinliklerin işverenler ve çalışanlar ile de yürütülmesi, c-uzman denetiminde hazırlanan programlar ile medya aracılığıyla halkı bilgilendirmek olarak belirtilmektedir. Amacı; 1- Engelli öğrencilerin, ayrımcılık algılarının ve deneyimlerinin, bilgi düzeylerinin, bireysel düzeyde kullandıkları ayrımcılıkla mücadele yöntemlerinin belirlenmesidir. 2-Engelli olmayan öğrencilerin, öğretim elemanlarının, personelin engellilere yönelik tutumları ve engelli öğrencilerin karşılaştığı ayrımcılığa ilişkin algıları ve gözlemleri, bilgi düzeyleri araştırılacaktır. 3- Ayrımcılığa karsı kurum kültürü oluşturma çalışmalarının etkisi incelenecektir. |
GELİŞİMSEL YETERSİZLİĞİN NEDENLERİ (*)
Yrd. Doç. Dr. Hatice Yıldırım Sarı
Yrd. Doç. Dr. Kerziban Yenal
Yrd. Doç. Dr. Medine Yılmaz
(*) ……………………… başlıklı makaleden özetlenmiştir.
Gelişimsel yetersizlik çocuğun yaşamı boyunca fiziksel, motor, bilişsel ve duyusal gelişimini etkileyen bir durumdur. Gelişimsel yetersizliğe yol açan önlenebilir nedenlerin kontrol altına alınması çok önemlidir. Gelişimsel yetersizliğin çok sayıda nedeni vardır, ancak prenatal nedenler arasında Down Sendromu, Fragile X Sendromu, Fetal Alkol Sendromu, Dismorfik sendromlar gibi kromozom bozuklukları ve genetik hastalıkların yanında prenatal enfeksiyonlar ve ilaç entoksikasyonları yer almaktadır. Gelişimsel yetersizliğe neden olan perinatal nedenler hipoksi, travma, enfeksiyonlar, biyokimyasal bozukluklar, postnatal nedenler ise travma, hipoksi, menenjit, ensefalit ve zehirlenmelerdir (Gökçay ve Baysal 2010). Tablo 1’de Durkin et al. (2006) tarafından açıklanan gelişimsel yetersizliğin çocukluk yaş dönemlerindeki nedenleri gösterilmiştir.
Tablo 1. Gelişimsel Yetersizliğin Nedenleri
|
Nedenler |
Örnekler |
|
Genetik Kromozom anomalisi Segmental Otozomal sendromlar Cinsiyete bağlı tek gen Otozomal resesif Otozomal dominant |
Down Sendromu Prader-Willi Sendromu, Angelman Sendromu Fragile X Sendromu, Rett Sendromu Fenilketonüri, Tay-Sacs hastalığı Nörokütanöz sendromlar (nörofibromatozis gibi) |
|
Multifaktoriyel Genetik ve beslenmeye ilişkin |
Nöral tüp defektleri |
|
Beslenmeyle ilişkili Prenatal: Maternal iyot eksikliği Çocukluk: A vitamin eksikliği |
Gelişimsel iodin eksikliği bozukluğu Kseroftalmi, gece körlüğü |
|
Enfeksiyonlar Prenatal ya da perinatal
Postnatal ya da çocukluk |
Toksoplazma, rubella, sitomegalovirüs, gonore, sifiliz, B grubu streptokok, klamidia, trikomonas vaginalis, bakteriyel vaginozis, herpes simpleks virüs, HIV Ensefalit, menenjit, varisella, serebral malarya, polio, trahom, otitis media |
|
Toksik maddeye maruz kalma Prenatal
Postnatal ya da çocukluk |
Alkol, kurşun, civa, antimikrobiyaller (sulfanomidler, izoniazid, ribavirin), antikonvülzanlar (fenitoin, karbamazepin) ve diğer ilaçlar (accutane, thalidomide) Kurşun, civa |
|
Diğer maternal bozukluklar Tiroid hastalığı |
Serebral palsi |
|
Diğer perinatal komplikasyonlar Prematüre doğum, doğum asfiksisi ile ilişkili beyin hasarı |
Serebral palsi, bilişsel yetersizlik, konvülziyon bozuklukları |
|
Yaralanma Travmatik beyin yaralanması ya da motorlu araç çarpması, çocuk ihmal ve istismarı, düşme, yanma gibi yetersizliğe yol açan diğer yaralanmalar |
Bilişsel, motor, dil, görme, duyma, konvülziyon ve davranışsal yetersizlikler |
|
Yoksulluk, ekonomik dezavantaj Sosyal ve bilişsel yoksunluk |
Hafif zihinsel yetersizlik |
|
Bilinmeyen |
Bilinmeyen nedenle öğrenme yetersizliği |
Kaynak: Durkin MS, Schneider H, Pathania VS, Nelson KB, Solarsh GC, Bellows N, Scheffler RM, Hofman KJ. Learning and Developmental Disabilities. (İçinde: Disease Control Priorities in Developing Countries, 2nd Edition, Editors: Jamison DT et al.) Oxford University Press and World Bank, 2006; Chapter 49: pp:934
Tablo 1’de görüldüğü gibi gelişimsel yetersizliğin bir kısmı önlenebilir nedenlerden kaynaklanmaktadır. Gelişimsel yetersizliğin, çocuk ve ailenin hayatında yarattığı etkiler ve ortaya çıkan uzun dönemli bakım ve rehabilitasyon gereksinimi gibi birçok nedenden dolayı önleme girişimleri önem kazanmaktadır. Gelişimsel yetersizliklerin bir kısmı etkili sağlık politikaları, iyi planlanmış sağlık hizmetleri ve sağlık profesyonellerinin yeterli ve etkili bakımı sayesinde önlenebilir. Elbette bazı gelişimsel yetersizlikler önlenemez, bu durumda gelişimsel yetersizliği olan çocukların uygun yaklaşımlarla toplumsal hayatta damgalanmayla karşılaşmadan yaşamlarını kaliteli bir şekilde sürdürmeleri sağlanmalıdır. Ancak basit tedbirlerle önlenmesi mümkün olan durumların olduğu da unutulmamalıdır.
CDCg (Central of Disease Control and Prevention) doğumsal anomalilerin önlenmesi için yapılacakları 10 maddede açıklamıştır. Gebelere ve gebe kalmayı düşünenlere doğum defektlerini önlemek için aşağıdaki konularda eğitim, danışmanlık ve izlem yapılması oldukça önemlidir.
1.Her gün 400 mcg folik asit almak: Beyin ve omuriliğin içinde geliştiği nöral tüpün, intrauterin hayatın dördüncü haftasının sonuna dek kapanması gerekmektedir. Nöral tüpün tam olarak kapanmadığı durumlarda fetusta anensefali, ensefalosel, meningosel, myelosel, meningomyelosel ve myeloşizis gibi malformasyonlar ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların tümü ciddi doğumsal anomaliler olup, Nöral Tüp Defekti (NTD) adı altında ifade edilmektedir. NTD gelişmesinde folik asit eksikliği önemli bir faktördür. Folik asit kullanımı için önerilen zamanlama gebelikten bir-üç ay önce ve gebeliğin ilk üç aylık dönemidir (CDCg,Aksu ve ark. 2007, Sağlık Bakanlığı, 2010).
2.Alkol almamak: Alkol plesanta aracılığı ile fetüse geçerek, fetüsün etkilenmesine neden olur. Aşırı tüketimi fetal alkol sendromuna neden olmaktadır. Gebelik süresince alınabilecek güvenli alkol miktarı net olarak bilinmemektedir. Bu nedenle fetal sağlık açısından alkolden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır.
3.Sigara içmemek: Sigara prematüre doğum, intrauterin gelişme geriliği, yarık damak, yarık dudak gibi doğum defektlerine, hatta fetal ölümlere yol açabilmektedir. Mümkünse gebe kalmadan önce sigara bırakılmalı, plansız bir gebelik ise gebelik öğrenilir öğrenmez sigara bırakılmalıdır.
4.Yasal olmayan ilaç, karışım, uyuşturucu madde kullanımından uzak durmak: İlaç, uyuşturucu maddeler vb. yenidoğanda önemli doğumsal defektlere (ekstremite kusurları, üriner sistem, kalp anomalileri vb.) yol açmaktadır. Kesinlikle uzak durulmalıdır.
5.Kullanılan herhangi bir ilaç varsa mutlaka doktoruna bildirmek: Reçeteli veya reçetesiz satılan, medikal veya bitkisel kaynaklı tüm ilaçlar gebe olduğunu öğrendiği andan itibaren bırakılmalı ve mutlaka doktora haber verilmelidir. Birçok ilaç gebelikte teratojeniktir, fetüste ciddi gelişimsel kusurlara yol açabilmektedir.
6.Enfeksiyonları Önlemek: Yukarıda açıklanan enfeksiyonlar doğuracağı sorunlar nedeniyle önlenmelidir.
7.Aşılanmak: Gebe kalmayı planlayan kadın risk durumuna göre gebelik öncesi ve gebelik döneminde aşılanabilir. Kadın ve eşi gebelik döneminde ve öncesinde yapılacak aşılar konusunda mutlaka bilgilendirilmelidir. Tetanoz aşısı gebelikte yapılması önerilen bir aşıdır. Gerektiğinde (salgınlarda…) Hepatit A, Hepatit B, İnaktif grip aşısı gibi inaktif aşılar gebeye uygulanabilmektedir. Kızamıkçık, suçiçeği gibi canlı aşılar kesinlikle teratojeniktir ve gebelikte uygulanmamalıdır
8.Diyabeti kontrol altına almak: Kontrol altına alınmayan kan şekeri bebekte önemli doğum defektlerine, annede ciddi komplikasyonlara yol açmaktadır. Kadın diyabetik olmasa bile bazen gebelikte değişen metabolizma ve hormonal faktörlerle gestasyonel diyabet ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle gebeliğin 24-28. haftalarında gebenin diyabet açısından taranması önerilmektedir.
9.Sağlıklı kiloya ulaşmak: Beden kütle indeksi 30 ve üzerinde olan kadınlarda doğum defektleri görülme olasılığı artmaktadır.
10.Düzenli prenatal izlemlere gitmek: Sağlık Bakanlığı’nın son belirlediği gebe izlem protokolüne göre bir gebe, gebeliği süresince en az dört kez izlenmelidir. Belirlenen izlem haftaları şu şekildedir:
1. Gebeliğin ilk 14 hf.da
2. Gebeliğin 18- 24. hf. arasında
3. Gebeliğin 30- 32. hf. arasında
4. Gebeliğin 36- 38. hf. arasında
Kaynaklar:
Türkiye’de engellilerle ilgili bütün yasal mevzuatı toplu olarak bulabileceğiniz rehberi bilgisayarınıza indirebilirsiniz
Resmi Kurumlar:
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı
Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü
engelli ve yaşlı hizmetleri genel müdürlüğünün sitesi
Yerel Yönetimler:
İzmir Büyükşehir Belediyesi
Sosyal Projeler ve Engelli Hizmetleri Şube Müdürlüğü
“Avrupa İnsani Danışmanlığı” ve “Göç Politikaları Grubu” ortaklığıyla üretilen bu döküman, ayrımcılık kavramı, avrupa hukukundaki yeri, ayrımcılıkla mücadelede yöntem ve araçlar üzerine detaylı bir el kitabı niteliğinde. Dökümanı bilgisayarınıza indirebilirsiniz.